ANNE HAYALİNDEKİ İYİ BİR ANAOKULU !!!

Her sene çocuğu okul çağına yaklaşan ebeveynleri bir telaş alıyor: Hangi okul ?

Okul seçme sürecinin başlamasıyla birlikte eğitim öğretim yılının sonu da ufukta görününce anne-babalar da çocuklarının bir sonraki sene devam edecekleri okulu düşünmeye başlıyorlar (özellikle de yaşamın hızla aktığı büyük şehirlerde)
O halde ne yapıyoruz ? Çocuğumuzu hangi okula göndereceğimiz konusunda düşünmeye başlıyoruz. Etrafımızdaki ebeveynlere soruyoruz. Gözümüze kestirdiğimiz okullardaki insanlara soruyoruz. Belki sosyal medyada takip ettiğimiz ebeveynlere danışıyoruz. Ve bir karar vermeye çalışıyoruz.

Bu karar çok şahsi bir karar ve her aile ve hatta her çocuk özelinde bile değişebiliyor. Ancak bana sorsalardı, ‘idealindeki anaokulu nasıl olsun diye?’, bir anne olarak şunları söylerdim:
Eve yakın olsun. ‘En iyi okul, en yakın okuldur’ önermesi, anaokulu seçme kriterlerine göre diğerlerine göre daha ağır basıyor. Mümkünse yürüme mesafesinde olsun. Değilse, ulaşım sırasında trafiğe takılmayacak bir güzergahta olsun.

Bahçesi olsun. Mümkünse kocaman. Değilse, küçük bile olsa gerçek çimenden ve topraktan… Biliyorum, hele de İstanbul gibi sıkışmış şehirlerde büyük bahçeli alanlar bulmak zor. Ancak minik de olsa ‘gerçek çimli’ bahçeler bulmak da zor olmaya başladı… Çocuğum halı sahada değil, toprakta oynasın.

Öğretmenleri olsun. Gerçek öğretmenleri… Çocukları seven, onlara şefkatle yaklaşan öğretmenleri… Çocuk gelişimi mezunu, tecrübeli öğretmenleri…

Sıcacık yemekleri olsun. Organik olmak zorunda değil, ben de evde her gün organik yemek pişirmiyorum. Mevsimine göre olsun, taze pişsin yeter. Ev yemeği gibi işte…

Dinlenmesi olsun. Gün çok uzun… Küçük bir çocuğun sabahtan akşama kadar mola vermeden etkinlik yapmasını beklemek gerçekçi de değil, merhametli de…

Etkinlik demişken, yapmasa da olur… Tamam, bilgi ve becerilerini de geliştirsin, makas tutmayı öğrensin, resim yapmayı sevsin ama okulun amacı bunlar olmasın… Çocuğu mutlu etmek olsun.

Köreltmesin. Bu ‘çocuğu mutlu etme’ kısmını çok dikkatli yapsın. Yaratıcılığını geliştirsin tamam ama fazla talepkar olmasın. Yapmacık beklentilerden uzak dursun. Öte yandan, bütün çocuklara aynı resmi çizdirmesin, ‘Gökyüzü yeşildir, ağaçlar mavi’ demesin.
Sade olsun. Gösterişli değil.

Dik dursun. Prensipli olsun. Rotasını velilerin beklentisine göre değil, kendi vizyonuna göre belirlesin.

En çok da, çocuğa çocuk olma izni versin. Çocukluğunu yaşamasını desteklesin. Her şeyin hızla değiştiği, bakkaların marketlere, posta kartlarının SMS’lere evrildiği bugünlerde bıraksın, çocuk çocukluğunu bilsin, oyununu oynasın.
 

Geçenlerde Derin’e ‘Bana neşeli bir resim çizer misin?’ dedim. Bunu çizdi. Okul’muş. Böyle olsun okul… Güneşli günlerde, masmavi gökyüzünde, sıcacık bir yuva… 
 

Bu yazı, Kanada Eğitim Sistemi’nin Türkiye’deki temsilcisi olan Kanada Okulları’nın desteği ile yayınlanmıştır.

 

Avcılar Ana Okulu